Yolcu ve Kuzgun
Evvel zaman içinde, serin suların aktığı eski bir orman kenarında genç bir tüccar yaşarmış. Bu tüccar, sırtında ağır yüküyle komşu kasabanın renkli pazarına doğru heyecanla yürüyormuş. Amacı, güneş batmadan önce kasabaya ulaşıp mallarını satmak ve evine dönmekmiş. Yolu yoğun ağaçların arasından geçerken birden rüzgar kesilmiş ve derin bir sessizlik çökmüş. Tam o anda yüksek bir meşe dalından yükselen garip bir ses ormanı çınlatmış. Genç tüccar ürkerek duraklamış ve başını yukarı kaldırıp ağacın tepesine bakmış. Ağacın en yüksek dalında, tek gözü kör olan kara bir kuzgun duruyormuş.
Kuzgun, tüccara bakarak kasvetli ve ısrarlı bir şekilde gaklamaya devam etmiş. "Bu kuş bana kesinlikle büyük bir felaket haber veriyor!" diye bağırmış tüccar. Uğursuzluk korkusuna kapılan genç adam, adım atmaya korkarak yolun kenarına çökmüş. O sırada aynı yoldan geçen tecrübeli ve bilge bir yolcu onun yanına gelmiş. "Neden böyle çaresizce yere oturdun, dostum?" diye sormuş bilge yolcu. Tüccar, titreyen parmağıyla daldaki tek gözlü kuzgunu göstererek durumu anlatmış. "Bu kuşun sesi yolumun uğursuz geçeceğini söylüyor, artık gidemem," demiş.
Bilge yolcu önce ağaçtaki kuşa, sonra da korkudan titreyen genç adama bakıp gülümsemiş. "Görünüşe göre boş kuruntuların esiri olmuşsun," demiş bilge adam sakin bir sesle. "Şu daldaki kuşa iyi bak, kendi gözünü bile avcının okundan koruyamamış," diye eklemiş. "Kendi başına gelecek tehlikeyi göremeyen bir kuş, senin kaderini nasıl bilebilir?" demiş. Tüccar bu mantıklı sözleri duyunca zihnini kaplayan korku bulutları birdenbire dağılmış. Uğursuzluk zannettiği şeyin sadece kendi kuruntusu olduğunu anlayıp ayağa kalkmış. Yaşlı yolcuya teşekkür ederek onunla birlikte güvenle kasabanın yolunu tutmuş. Kendi geleceğini göremeyenlerin boş kehanetleri, aklın ışığında yürüyen cesur insanları yolundan döndüremez. Aklın yolu birdir.
Aklın yolu birdir.