Tüm hikayeler

Utancın Doğuşu

Seviye B2 · 238 kelime

Utancın Doğuşu

Bir varmış bir yokmuş, yemyeşil vadilerin ötesinde, her tarafı bembeyaz çiçeklerle kaplı büyülü bir bahçe varmış. Bu bahçedeki bütün canlılar tatlı bir huzur içinde yaşar, rüzgârın narin melodileriyle dans ederlerdi. Bahçenin en zarif sakini ise yaprakları kar gibi beyaz olan Akgül adında sevimli bir perimsi çiçekti. Akgül, saf güzelliğiyle herkesin sevgisini kazanmış ama hiç kimseden üstün olduğunu düşünmemişti. Bir sabah güneş ışıkları bahçeyi aydınlatırken, gökyüzünün hükümdarı Akgül'e hayranlıkla bakmaya başladı.

Güneş, gür bir sesle bahçedeki bütün varlıklara seslenerek Akgül'ün zarafetini övmeye başladı. "Bu bahçenin en mütevazı ve en güzel varlığı kesinlikle sensin," dedi güneş. Diğer tüm çiçekler bu tatlı sözleri coşkuyla alkışlayarak Akgül'e doğru dönüp ona baktılar. Onlarca gözün birden üzerine çevrildiğini gören Akgül, aniden büyük bir mahcubiyet hissetti. Yüreği heyecanla çarpmaya başladı ve ne diyeceğini bilemeyip başını öne eğdi. "Ben sadece sizin gibi bu bahçenin mütevazı bir parçasıyım," diye fısıldadı utangaç bir sesle.

O an hissettiği tatlı mahcubiyet sıcak bir dalga gibi beyaz yapraklarına yayılmaya başladı. Bembeyaz yaprakları yavaşça pembenin ve kırmızının en sıcak tonlarına büründü. Etraftakiler bu büyüleyici değişimi şaşkınlık ve hayranlık dolu bakışlarla izlediler. Akgül'ün yüzünde beliren bu al renk, kalbindeki masumiyetin ve alçakgönüllülüğün simgesi haline geldi. Güneş, bu içten duygunun güzelliği karşısında Akgül'e tatlı bir gülücük armağan etti.

O günden sonra utanan her insanın yanaklarına bu narin renkten bir parça dokundu. Böylece yanakların kızarması, temiz bir kalbin ve samimi utancın nişanesi olarak dünyada kaldı. Edep ve mahcubiyet, insanın ruhunu süsleyen en kıymetli mücevherdir. Utanması olanın arı olur, yüzü ak olur.

Utanması olanın arı olur, yüzü ak olur.