Üç Dilek
Evvel zaman içinde, cıvıl cıvıl kuş sesleriyle çınlayan derin bir ormanın kıyısında yoksul bir oduncu yaşardı. Bu mütevazı oduncu ile güler yüzlü karısı, kıt kanaat geçinmelerine rağmen her akşam hallerine şükrederlerdi. Bir akşamüstü adam, gövdesi asırlık sarmaşıklarla sarılı görkemli bir meşe ağacını kesmeye niyetlendi. Baltasını kaldırdığı anda ağacın kovuğundan ansızın ışıl ışıl parıldayan minik bir orman perisi belirdi. Peri, canını bağışlaması karşılığında oduncuya dileyeceği ilk üç dileğin gerçekleşeceğini vaat etti. Neşeden havalara uçan oduncu, sevinçle evinin yolunu tuttu ve müjdeyi derhal karısına verdi.
İki kafadar, hayatlarını tamamen değiştirecek bu eşsiz fırsatı nasıl değerlendireceklerini uzun uzun düşündüler. Fakat akşam yemeği vakti geldiğinde, masadaki sade çorbayı gören adamın karnı fena halde acıktı. Düşüncesizce hareket ederek, "Keşke masamızda mis gibi kokan nefis bir sucuk olsaydı!" diye haykırdı. O an havada beliren parlak ışıkla birlikte masanın tam ortasına sıcacık bir sucuk düştü. Karısı bu değerli dileğin böylesine basit bir yiyecek için harcanmasına öfkelenerek kocasına çıkıştı. Kocasının düşüncesizliğine köpüren kadın, "Keşke o sucuk burnuna yapışıp kalsaydı!" diye bağırdı.
İkinci dilek de anında kabul oldu ve kocaman sucuk adamın burnunun ucuna sıkıca yapıştı. Adam ne kadar çabalasa da burnundaki lezzetli ama utanç verici sucuktan bir türlü kurtulamadı. Büyük bir zenginlik hayali kuran çift, bu beklenmedik talihsizlik karşısında ne yapacağını şaşırdı. Çaresiz kalan karı koca, ellerinde kalan son dileği doğru kullanmaktan başka çare olmadığını anladılar. Oduncu, "Lütfen bu sucuk burnumdan düşsün ve eski halimize geri dönelim," diye yalvardı. Son dileğin söylenmesiyle sucuk gözden kayboldu ve çift derin bir rahatlama nefesi aldı. Öfke ve açgözlülükle verilen aceleci kararlar, insanın elindeki büyük fırsatları yok edip gider. Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz.
Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz.