Tilki ile Leylek
Evvel zaman içinde, serin suların aktığı eski bir orman kenarında kurnaz bir tilki yaşardı. Bu tilki, uzun bacaklı ve zarif süzülen komşusu leylekle dost olmak istiyordu. Güneşli bir bahar sabahında tilki, leyleği evine lezzetli bir öğle yemeğine davet etti. Nazik leylek bu tatlı daveti sevinçle kabul edip heyecanla tilkinin yuvasına doğru yola çıktı. Ormanın derinliklerindeki mis kokulu yuva, neşeli kuş sesleriyle ve ılık bir rüzgarla doluydu.
Kurnaz tilki, mutfakta hazırladığı çorbayı çok düz ve geniş tabaklara boşalttı. Leylek uzun gagasını tabağa değdirdi fakat çorbadan tek bir damla bile içemedi. Tilki ise geniş diliyle çorbayı şapırdatarak çabucak bitirdi ve komşusuna gülümsedi. Tilki, çorbayı beğenip beğenmediğini sorarak leyleğin aç kalışıyla içten içe eğlendi. Nazik leylek hiç sesini çıkarmadı ama tilkiye unutamayacağı bir ders vermeye karar verdi. Ertesi gün leylek, tilkiyi akşam yemeği için kendi ferah yuvasına davet etti.
Açgözlü tilki lezzetli yemeklerin kokusunu hayal ederek sevinçle leyleğin evine gitti. Leylek hazırladığı nefis et yemeğini dar ve uzun boyunlu sürahilerin içine koydu. Leylek uzun gagasıyla ince sürahinin içine rahatça ulaşıp yemeğini afiyetle yemeye başladı. Tilki ise sivri burnunu sürahinin dar ağzına bir türlü sokmayı başaramadı. Aç kalan tilki, tabağını sadece yalamakla yetindi ve yaptığı hatayı üzüntüyle anladı. Kendi kurnazlığının kurbanı olan tilki, utanç içinde başını eğerek oradan uzaklaştı. O günden sonra tilki, kimseye haksızlık yapmaması gerektiğini tamamen öğrenmiş oldu.
Başkalarına kurduğumuz tuzakların bir gün kendi karşımıza çıkacağını asla unutmamalıyız. Ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.
Ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.