Tanrıların Ağaçları
Evvel zaman içinde, serin suların aktığı eski bir orman kenarında görkemli bir meclis toplanmıştı. Gökyüzünün ve doğanın koruyucu tanrıları, yeryüzündeki ağaçları kendi himayelerine almak için bir araya gelmişlerdi. Her bir tanrı, kendi şanına ve güzelliğine en uygun ağacı seçmek istiyordu. Yüce Baş tanrı heybetli meşe ağacını, sevgi tanrıçası ise mis kokulu mersin ağacını seçti. Ormanın derinliklerinde yankılanan neşeli sesler, bu seçimlerin heyecanını tüm ormana yayıyordu. Güç tanrısı ak kavak ağacını seçerek onun uzun ve dik duruşunu övdü. Ancak akıl ve bilgelik tanrıçası, arkadaşlarının yaptığı seçimleri sessizce izliyordu.
En sonunda dayanamayıp diğer tanrılara merakla bir soru sordu. "Neden hepiniz meyve vermeyen, insanlara yiyecek sunmayan ağaçları tercih ettiniz?" Baş tanrı gülümseyerek bilge tanrıçaya bakıp yanıt verdi. "Meyveli ağaçları seçseydik, insanlar bizim bu seçimi çıkarımız için yaptığımızı düşünebilirdi." Bilge tanrıça bu cevabı duyunca başını yavaşça salladı ve kendi seçimini açıkladı. "Ben ise gövdesinde gümüş yapraklar taşıyan ve şifalı meyveler veren zeytin ağacını seçiyorum." Diğer tanrılar şaşkınlıkla birbirine bakarken onun gerekçesini beklemeye başladılar.
Bilge tanrıça, zeytin ağacının hem besleyici meyvesini hem de karanlığı aydınlatan yağını anlattı. "Faydasız bir güzellik veya gösteriş, gerçek bir değer taşımaya yetmez," dedi. "Gerçek erdem, canlılara fayda sağlamak ve hayatı güzelleştirmektir." Baş tanrı bu derin fikir karşısında hayranlığını gizleyemedi ve onu yürekten tebrik etti. Bütün tanrılar, zeytin ağacının hem bereketin hem de bilgeliğin simgesi olduğunu kabul ettiler. Görkemli duruşlar gelip geçer ama dünyada bırakılan faydalı eserler sonsuza dek yaşar. Ağaç meyvesiyle tanınır, insan eseriyle bilinir.
Ağaç meyvesiyle tanınır, insan eseriyle bilinir.