Şövalye ve Yalancı Hizmetkar
Evvel zaman içinde, serin suların aktığı eski bir orman kenarında, yüreği adaletle çarpan asil bir şövalye yaşarmış. Bu şövalyenin yanında, tatlı diliyle herkesi büyüleyen ancak hakikati eğip bükmeyi alışkanlık edinen genç bir hizmetkar bulunmaktaymış. Saray halkı ve köylüler, hizmetkarın anlattığı abartılı masallara inanır, onun cesaretini övmekten geri durmazmış. Şövalye ise sadık dostunun bu hilesini bilir, onu sabırla doğru yola sevk etmeye çalışırmış. Günün birinde kral, krallığın en tehlikeli ormanında beliren devasa bir ejderhayı alt etmek üzere yiğitleri huzuruna çağırmış. Şövalye, heybetli zırhını kuşanıp hizmetkarıyla birlikte fırtınalı dağların yolunu tutmuş.
Ormanın kucağındaki karanlık mağaraya vardıklarında, hizmetkar korkudan koca bir çınarın arkasına saklanmış. Cesur şövalye, amansız bir mücadelenin ardından keskin kılıcıyla canavarı mağlubiyete uğratmış. Korkusu geçen yalancı hizmetkar, hemen şövalyenin önüne atılarak saraya koşmuş ve canavarı tek başına devirdiğini iddia etmiş. Kral büyük bir sevinçle hizmetkara altın kadehler sunarken, şövalye sessizce geride durup hakikatin anını beklemiş. Hizmetkar, "Benim kılıcım olmasaydı efendim bu vahşi yaratığın karşısında helak olurdu," diyerek yalanını büyütmüş. Kral, hizmetkarın cesaretini sınamak için mağaradaki son ejderha yumurtasını koruma görevini ona vermiş.
Gece yarısı ormandan yükselen en ufak bir çıtırtıda dizlerinin bağı çözülen hizmetkar, çaresizce diz çöküp ağlamaya başlamış. Şövalye, saray erkanının önünde hizmetkarın kılıcını kınından çekmiş ve kılıcın üzerinde tek bir çizik bile olmadığını göstermiş. Yalanı gün gibi ortaya çıkan hizmetkar, utanç içinde başını öne eğerek gerçeği itiraf etmek zorunda kalmış. Kral, dürüstlüğü ve alçakgönüllülüğü için gerçek kahraman olan şövalyeyi ödüllendirmiş. Böylece sahte övgülerin kofluğu, hakikatin sarsılmaz ışığı karşısında yok olup gitmiş. Atalarımızın da dediği gibi, yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Atalarımızın da dediği gibi, yalancının mumu yatsıya kadar yanar.