Sibarisli ve Araba
Bir varmış bir yokmuş, altın sarısı kumsalları olan görkemli bir kıyı şehrinde zengin bir adam yaşarmış. Bu adam hayatı boyunca hiç zor bir iş yapmamış ve yumuşak ipek yastıklarda dinlenmeyi çok severmiş. Şehrin insanları onun aşırı hassas ve tembel huylarını şaşkınlıkla izler, hakkında hikayeler anlatırmış. Sıcak bir bahar sabahı, rahatına düşkün bu adam bahçesindeki serin ağaç gölgesinde oturuyormuş.
Tam o sırada caddeden ağır ve büyük bir arabayı itmeye çalışan güçlü bir işçi geçmiş. İşçi güneşin altında kan ter içinde kalmış, büyük bir gayretle tekerlekleri döndürmeye çalışıyormuş. Tembel adam bu zorlu çalışmayı görünce aniden gözlerini kapatıp acı içinde bağırmaya başlamış. "Ah, lütfen o ağır arabayı gözümün önünde itmeyi hemen bırakın!" diye inletmiş ortalığı. Yanındaki hizmetkarı büyük bir korkuyla koşarak efendisinin yanına gelmiş ve ne olduğunu sormuş.
"Efendim, bir yeriniz mi acıdı, yoksa araba size mi çarptı?" diyerek endişeyle etrafına bakmış. Zengin adam sızlanarak ipek mendiliyle alnındaki ter damlalarını yavaşça silmiş. "O adamın o kadar çok çalıştığını görmek bile benim kaslarımı feci şekilde ağrıttı," demiş. Hizmetkar gördüğü bu saçma durum karşısında şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememiş. İşçi ise durup şatoya bakmış ve bu tuhaf şikayete sadece gülüp geçmiş. Tembel adam ise sadece başkasının emeğini seyrettiği için bütün gün yataktan çıkamamış.
Böylece gerçek çabayı göstermeyen insanların en küçük şeyden bile korktuğu herkesçe anlaşılmış. Emekten ve çalışmaktan kaçan kişiler, başkasının çabasını görmeye bile tahammül edemezler. Tembelin bahanesi bitmez.
Tembelin bahanesi bitmez.