Şairin Kurtuluşu
Evvel zaman içinde, serin suların aktığı görkemli bir kıyı şehrinde Simonides adında yetenekli bir şair yaşardı. Bu şair, eşsiz şiirleriyle insanların kalbine dokunur, ilahi ezgilerle ruhları dinlendirirdi. Günün birinde, şehrin en zengin ve kibirli soylusu büyük bir ziyafet düzenlemeye karar verdi. Soylunun amacı, kendi ihtişamını öven muazzam bir kaside yazdırmaktı. Simonides, bu görkemli daveti kabul ederek günlerce ince ince çalıştı. Ziyafet gecesi geldiğinde, altın işlemeli salonda kurulmuş büyük bir sofranın başında şair ayağa kalktı.
Şiirini okumaya başladı fakat mısralarında sadece soyluyu değil, gökyüzünün koruyucu ikiz tanrılarını da övdü. Şiir bittiğinde salonda büyük bir alkış koptu, ancak ev sahibi soylunun yüzü öfkeyle asıldı. Kibirli adam, şaire bakarak, "Şiirinin yarısını bana, diğer yarısını ise gökteki tanrılara adamışsın," dedi. Ardından küçümseyici bir gülüşle, "Sana vadettiğim altının yarısını veriyorum, gerisini övdüğün tanrılardan iste," diye ekledi. Simonides, bu haksızlık karşısında derin bir sessizliğe gömüldü ama hiç tartışmadan hakkına razı oldu. Ziyafet kahkahalarla devam ederken, kapıdaki bir hizmetkar aceleyle şairin yanına yaklaştı.
Hizmetkar, "Dışarıda beyaz atlı iki gizemli genç sizi bekliyor, mutlaka görüşmek istiyorlar," dedi. Simonides merakla yerinden kalktı ve görkemli salonu terk ederek dış kapıya doğru yürüdü. Ancak kapının önüne çıktığında, gecenin karanlığında hiç kimseyi bulamadı. Şair ne olduğunu anlamaya çalışırken, arkasından kulakları sağır eden korkunç bir gürültü yükseldi. Kibirli soylunun sarayı bir anda çöktü ve ihtişamlı salon taş yığınlarının altında kaldı. İkiz tanrılar, şairin hakkını hayatını kurtararak ödemiş, kibirli soylu ise cezasını bulmuştu. Gerçek emek ve tevazu her zaman ilahi bir adaletle ödüllendirilir. Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.
Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.