Kutsal Kuş
Evvel zaman içinde, serin suların melodilerle aktığı eski bir orman kenarında, Kutsal Kuş derler çalımından geçilmeyen minik bir kuş yaşarmış. Bu sevimli yaratık, ipincecik bacaklarına bakmadan her fırsatta gökyüzünü tek başına taşıyabileceğini iddia eder, çevresindekilere hava atarmış. Ormanın bilge hayvanları onun bu çocukça böbürlenmelerini tebessümle karşılar, yine de kibarlıklarından çabucak yanından uzaklaşırlarmış. Yemyeşil yaprakların arasına tünediğinde, bacaklarını havaya kaldırıp göğsünü kabartarak kasıla kasıla ötmeyi pek severmiş. Bütün gün diğer kuşlara kendisinin olmaması halinde mavi gök kubbenin yerle bir olacağını anlatır dururmuş. Bir sonbahar sabahı, yaşlı ayı ile kurnaz tilki ulu bir meşe ağacının altında dinlenirken bizim minik kuş yine sahneye çıkmış. Ağacın alçak bir dalına sırtüstü yatıp incecik bacaklarını havaya dikerek gururla bağırmaya başlamış.
"Ey orman halkı, bakın da şu asil duruşumdan ders alın!" diye övünmüş yüksek sesle. "Şayet ben bu güçlü bacaklarımı havaya kaldırmasam, gökyüzü tepenize çöker ve hepiniz ezilirsiniz." Yaşlı ayı kafasını sallayarak, "İlahi küçük dostum, senin o narin bacakların bir meşe palamudunu bile zor taşır," demiş. Kutsal Kuş bu söze çok öfkelenmiş ve gagasını göğe doğru uzatarak itiraz etmiş. "İnanmıyorsanız bekleyin, gök gürlediğinde dünyayı nasıl kurtardığımı gözlerinizle göreceksiniz!" diye haykırmış. Kurnaz tilki gözlerini kısarak minik kuşa bakmış ve bıyık altından gülümsemiş. Tam o sırada, hafif bir rüzgâr esmiş ve üstteki daldan sararmış kuru bir yaprak süzülerek düşmeye başlamış.
Yaprak tam da Kutsal Kuş’un hassas göğsüne hafifçe dokunarak yere düşmüş. Gökyüzünün tepesine çöktüğünü sanan minik kuş, büyük bir korkuyla tiz bir çığlık atmış. Sırtüstü yattığı yerden fırlayıp bacaklarını unutan kuş, can havliyle yakındaki bir çalı hisarına sığınmış. Ormandaki tüm hayvanlar bu komik manzarayı görünce neşeli bir kahkaha tufanına kapılmışlar. Bacaklarıyla göğü tuttuğunu iddia eden Kutsal Kuş, küçücük bir yapraktan bile kaçtığını anlayınca utancından başını öne eğmiş. Büyük laflar edenlerin cesareti, çoğu zaman ilk küçük rüzgârda savrulup gitmeye mahkûmdur. Büyük lokma ye, büyük söz söyleme.
Büyük lokma ye, büyük söz söyleme.