Koyun Can Derdinde Kasap Yağ Derdinde
Evvel zaman içinde, mis kokulu çiçeklerin açtığı neşeli bir kasabada yaşlı bir kadın yaşarmış. Bu kadın rahatına pek düşkünmüş ve gözü gibi baktığı süslü bir su testisine sahipmiş. Testi gümüş işlemeli, pırıl pırıl parlayan ve herkesin imrendiği çok değerli bir eşyaymış. Kadın her gün bu testiyi ipek kumaşlarla siler, üzerine tek bir toz bile kondurmazmış. Kasaba halkı ise onun bu aşırı merakını şaşkınlıkla ve tebessümle izlemeyi alışkanlık edinmiş.
Sıcak bir yaz öğleden sonrasında, gökyüzünü aniden simsiyah ve korkutucu bulutlar kaplamış. Şiddetli bir rüzgar esmeye başlamış ve büyük bir fırtına kasabanın üzerine çökmüş. Dere taşmış, coşkun sular çayırda otlayan zavallı bir kuzuyu önüne katıp sürüklemeye başlamış. Küçük kuzu can havliyle çırpınıyor, kurtulmak için var gücüyle bağırarak yardım istiyormuş. O sırada kadın da dışarı kaçarken değerli süslü testisini elinden düşürüp çamura kaçırmış. Zavallı hayvan suların içinde boğulmamak için yaşam mücadelesi verirken kadın yüksek sesle feryat etmiş.
"Eyvahlar olsun, pırıl pırıl güzelim testim çamura battı ve üzeri tamamen çizildi!" diye bağırmış. Kuzunun sahibi olan çoban ise dalgaların arasına atlayıp canını zor kurtarmaya çalışıyormuş. Çoban büyük bir cesaretle buz gibi sulara dalıp kuzusunu kıyıya çekmeyi başarmış. Herkes nefesini tutmuş, çobanın ve kuzunun hayatta kalması için sevinçle tezahürat yapmış. Kadın ise köylülerin yanına koşup hala çizilen testisinin ne kadar pahalı olduğunu anlatıyormuş.
Köylüler, bir canlı ölmek üzereyken kadının sadece malını düşünmesine çok öfkelenmişler. Yaşlı çoban ıslak kıyafetleriyle kadına bakmış ve gerçek değerlerin ne olduğunu ona hatırlatmış. Hayatta bir canın değeri, kırılan hiçbir mal veya eşyayla asla ölçülemez. Koyun can derdinde, kasap yağ derdinde.
Koyun can derdinde, kasap yağ derdinde.