Kıskanç Tilki ve Kurt
Evvel zaman içinde, serin suların aktığı gölgeli bir ormanın kalbinde güçlü bir kurt yaşardı. Bu kurt, her sabah avlanmaya çıkar ve bileğinin hakkıyla bulduğu taze yiyecekleri neşeyle yerdi. Fakat çalılıkların arkasında saklanan kıskanç bir tilki, kurdun bu huzurlu hallerini için için çekemezdi. Tilki, kendisi çaba harcamadan hep en lezzetli lokmalara sahip olmak ister, kurdu sürekli uzaktan izlerdi. Bir sonbahar sabahı tilkinin gözü, kurdun yakaladığı büyük ve nefis parçaya takılınca içindeki kıskançlık ateşi iyice alevlendi. Sinsi tilki, tatlı bir tebessümle kurdun yanına yanaşıp ona dostça görünmeye çalıştı.
"Sevgili komşum, bu kuru et parçası senin gibi heybetli bir kurda hiç yakışıyor mu?" diye sordu. Kurt, başını kaldırıp kurnaz tilkiye şüpheci gözlerle baktı ama hiçbir şey söylemedi. Tilki hemen arkasındaki derin çukuru işaret ederek sözlerine heyecanla devam etti. "Şu çukurun dibinde avcıların düşürdüğü kocaman bir ziyafet sofrası var, git de hepsini sen al!" dedi. Aslında tilki, kurdun o dar çukura girip tuzağa yakalanmasını ve yemleri kendine bırakmasını planlıyordu. Akıllı kurt, tilkinin gözlerindeki sinsi pırıltıyı görünce onun niyetini hemen anladı.
"Madem orada öyle büyük bir ziyafet var, komşuluk hakkı olarak önce sen buyur," dedi kurt sakin bir sesle. Tilki, kurdun tuzağı fark etmediğini sanarak içindeki hırsla ne yapacağını bilemedi. Kıskançlığından gözü dönen tilki, yiyeceğin tamamını kapmak için sabırsızca çukura atladı. Ancak dibe indiğinde lezzetli etler yerine avcıların kurduğu ağır demir kapak üstüne kapandı. Feryat eden tilki parmaklıkların ardından bakarken, kurt yavaşça kendi nasibini yemeye devam etti. Kurt, tuzağa düşen komşusuna bakıp ormanın derinliklerinde sessizce ortadan kayboldu. Başkasının başarısını ve kısmetini çekemeyenler, kendi kurdukları tuzaklara düşmeye mahkûmdur. Haset eden, sonunda hüsrana uğrar.
Haset eden, sonunda hüsrana uğrar.