Tüm hikayeler

Kılıç ve Yolcu

Seviye C1 · 262 kelime

Kılıç ve Yolcu

Evvel zaman içinde, serin suların aktığı eski bir orman kenarında mütevazı bir gezgin yaşardı. Yıllar boyunca patikaları arşınlayan bu bilge adam, doğanın fısıltılarını dinlemeyi pek severdi. Altın sarısı yaprakların yolları süslediği ılık bir sonbahar akşamüstü, patikanın tam ortasında parıldayan keskin bir kılıç gördü. Kınından sıyrılmış duran bu soğuk çelik, batan güneşin son ışıkları altında adeta tehlikeli bir alev gibi parıldıyordu. Gezgin, çevresinde kimseciklerin olmadığını fark edince merakla nesneye doğru yavaşça yaklaştı. Yerde tek başına yatan bu görkemli silahı eline almadan önce dikkatle incelemeye başladı. Tam o sırada kılıçtan derinden gelen, yankılı ve buz gibi bir ses yükseldi.

"Beni burada öylece bırakıp giden sahibimi mi arıyorsun ey yolcu?" dedi kılıç. Şaşkınlığını gizlemeye çalışan gezgin, "Seni bu patikada kim düşürdü, kime aitsin sen?" diye sordu. Kılıç, gövdesindeki gümüş işlemeleri parlatarak hüznünü ve kibrini içeren gizemli bir edayla iç çekti. "Beni buraya öfkesine yenik düşen yalnız bir savaşçı düşürdü," diye yanıt verdi. "Fakat gerçek şu ki beni tek bir kişi kaybetti ama ben yüzlerce insanın canını yaktım." Gezgin, silahın sarf ettiği bu karanlık sözlerin derinliği karşısında derin bir sessizliğe gömüldü. Öfkenin ve yıkımın insan zihnini nasıl kör ettiğini düşündükçe içi ürperdi.

Gezgin, bu tehlikeli nesnenin daha fazla felakete yol açmasını engellemek için derhal kararını verdi. Kılıcı yerden hürmetle ve büyük bir titizlikle kaldırarak yolun kenarındaki derin uçuruma doğru yürüdü. Öfkenin maşası olan bu keskin çeliği, karanlık vadinin dibine doğru kararlılıkla fırlattı. Çeliğin taşlara çarparak yok oluşu, ormanın derinliklerinde ferahlatıcı bir yankı bıraktı. Tehlikeden arınan patikadaki huzur, rüzgârın tatlı fısıltısıyla tekrar tüm vadiye yayıldı. Öfkeyle hareket eden insan, kendi felaketini taşıdığının farkına varamaz. Keskin sirke küpüne zarar verir.

Keskin sirke küpüne zarar verir.