Kendisi İçin Dua Eden Adam
Evvel zaman içinde, serin suların nazlıca aktığı koca bir orman kenarında, Kaan adında hırslı bir adam yaşardı. Gösterişli konağında tek başına oturan bu adam, yardıma muhtaç komşularına asla dönüp bakmazdı. Her akşam tepedeki mermer mabede çıkar, kandillerin ışığında uzun uzun yakarırdı. Ancak onun dudaklarından dökülen dilekler, daima sadece kendi servetini katlamak üzerine kuruluydu. "Ey yüce kudret, yalnızca benim ambarım bereketsiz kalmasın, sadece benim kasalarım altınla dolsun," diye fısıldardı. Günlerden bir gün kasabaya amansız bir kuraklık çöktü ve toprağın neşesi tamamen çekildi.
Çaresiz kalan köylüler, el ele verip ortak bir merhamet duası için mabette toplandılar. Bütün ahali tarlaların yeniden yeşermesini, akarsuların coşmasını ve herkesin doymasını içtenlikle diliyordu. Kaan ise kalabalığı bencilce yararak en ön sıraya geçti ve açgözlülükle sesini yükseltti. "Benim ekinlerimi kurtar, diğer insanların kıtlığı ve çaresizliği beni hiç ilgilendirmez!" diye haykırdı. Tam o sırada mabedin loş gölgelerinden aksakallı, bilge bir ihtiyar süzülerek ortaya çıktı. İhtiyar adam Kaan’ın gözlerinin içine bakarak, "Yalnızca kendisi için isteyen, yalnızlığın soğuk koynunda mahvolur," dedi.
Kaan bu edebi uyarıyı hiçe sayıp altın keselerini kucaklayarak kibirle oradan uzaklaştı. Ertesi sabah Kaan'ın bahçesine bereket yağarken, komşularının çorak toprakları toz duman içinde kaldı. Ancak Kaan, devasa ürünlerini tek başına toplarken sevincini bölüşecek tek bir dost bile bulamadı. Issız konağında yapayalnız kalan adam, aşırı hırsın getirdiği derin bir kasvetin içine sürüklendi. Çok geçmeden, kilitli kasalarda sakladığı altınlar ve paylaşmadığı ekinler hızla çürüyerek sıradan taşlara dönüştü. Bencilliğin sebep olduğu bu büyük yıkım, Kaan’ın katı yüreğinde telafisi imkansız bir pişmanlık uyandırdı. Hakiki bereket ve huzur, ancak başkalarının saadetini de kendi dileklerimize katabildiğimiz zaman tecelli eder. Yalnız taş duvar olmaz.
Yalnız taş duvar olmaz.