Kaz ve Leylek
Bir varmış bir yokmuş, serin suların aktığı büyüleyici bir göl kenarında tüyleri pırıl pırıl parlayan bir kaz yaşarmış. Bu kaz, geniş gölde süzülmeyi, kıyıdaki çimenlerde yürümeyi ve maviliklerde uçmayı çok severmiş. Fakat ne yazık ki kibirli yüreği, sürekli kendi yetenekleriyle övünmesine sebep olurmuş. Gölün hemen ötesindeki uzun sazlıkta ise zarif hareketleriyle dikkat çeken bilge bir leylek yuva yapmış. Leylek, gün boyunca sakin bir vakarla gökyüzünde süzülür ve avlanmak için uygun zamanı beklermiş. Güneşin altın sarısı ışıkları suya vururken, kaz gururla başını kaldırıp leyleğin yanına kadar yüzmüş. "Bak komşu, doğa bana ne kadar büyük bir cömertlik göstermiş, görüyor musun?" diyerek söze başlamış.
"Ben hem karada yürüyebiliyorum, hem suda yüzebiliyorum, hem de havada serbestçe uçabiliyorum." "Oysa sen sadece uzun bacaklarınla suda duruyor ve zaman zaman kanat çırpıyorsun." Kaz, göğsünü kabartarak neşeli ve biraz da küçümseyen bir edayla gururlanmaya devam etmiş. "Söyle bana, dünyada benim gibi her alanda hünerli kaç canlı var ki?" diye sormuş. Bilge leylek, bu kibirli sözleri sabırla dinlemiş ve sakin gözlerle kazın yüzüne bakmış. Yavaşça uzun gagasını açarak, tane tane ve etkileyici bir sesle cevap vermiş. "Evet, her şeyi biraz yapabiliyorsun ama hiçbirini tam ve kusursuz yapamıyorsun," demiş leylek.
"Karada bacakların yalpalıyor, suda yavaş kalıyorsun, havada ise hantal bir şekilde uçuyorsun." "Ben ise gökyüzüne çıktığımda rüzgârı bütünüyle fetheder, sularda ise tek hamlede ustaca avlanırım." "Yarım yamalak çok şey bilmektense, tek bir işte uzman ve mükemmel olmak daha değerlidir." Bu derin sözler karşısında ne diyeceğini bilemeyen kibirli kaz, utancından başını öne eğmiş. Mahcup bir edayla sessizce oradan uzaklaşarak sazlıkların derinliklerinde gözden kaybolmuş. Birçok işte yüzeysel kalmaktansa, tek bir zanaatta ustalaşmak insana gerçek değeri kazandırır. Bir koltuğa iki karpuz sığmaz.
Bir koltuğa iki karpuz sığmaz.