Karı ile Koca
Evvel zaman içinde, gürültülü derelerin şırıldadığı yeşil bir köyde saf bir adam ile gözü yükseklerde olan zeki karısı yaşarmış. Karısı, kocasının tarlada olduğu saatlerde konağa gizlice varlıklı bir tüccarı davet eder, ona lezzetli sofralar kurarmış. Gösterişli halılar ve mis kokulu yemeklerle bezenen bu gizli buluşmalar, günlerce kimseden habersiz sürüp gitmiş. Ancak bir akşamüstü, havanın aniden bozması üzerine saf koca beklenmedik bir anda eve çıkagelmiş. Kapının çalınmasıyla neye uğradığını şaşıran kadın, panik içinde tüccarı odadaki büyük tahta sandığın içine saklamış. Yorgun adam içeri girdiğinde masadaki ziyafeti görmüş ve şaşkınlıkla "Bu hazırlık da kime?" diye sormuş.
Zeki kadın hiç istifini bozmadan gülümsemiş ve kocasının elindeki ağır çulu hürmetle almış. "Sevdiğim," demiş kadın, "rüyama giren bir ak sakallı ihtiyar, bu gece evimize ulu bir misafir geleceğini müjdeledi." Adam karısının söylediklerine safça inanıp gözlerini parlatırken, sandıktan hafif bir öksürük sesi duyulmuş. Kuşkulanıp sandığa doğru yönelen kocasına kadın derhal sarılmış ve onu durdurmak için tatlı diller dökmüş. "Sakın o kapağı açma," diye fısıldamış kadın, "orada senin için adadığım kutsal hediyeler gizli." Adam karısının bu laflarına kanarak kapıdan dışarı çıkmış ve bahçede şükür duası etmeye başlamış.
Fırsatı değerlendiren uyanık kadın, sandığı hemen açarak tüccarın arka kapıdan sessizce kaçmasını sağlamış. Duasını bitirip içeri dönen adam, sandığın kapağını açtığında sadece boş bir örtüyle karşılaşmış. Ne olduğunu anlayamayan koca, karısının kurguladığı bu usta oyuna tamamen kapılarak kaderine razı olmuş. Kadın ise kocasının bu saflığı karşısında kendi zekasıyla gurur duymuş ama bir daha böyle tehlikeli işlere kalkışmamış. Böylece saf koca kandırıldığını hiçbir zaman öğrenememiş, evdeki huzur ise kurgulanmış bir yalanla devam etmiş. Hakikatin gözünü kapatmak için söylenen her yalan, sonunda güvenin zeminini inceltir. Yalanın ipi ile kuyuya inilmez.
Yalanın ipi ile kuyuya inilmez.