Kadın ve Genç Adam
Bir varmış bir yokmuş, deniz kıyısındaki süslü bir kasabada gösterişli bir konak varmış. Bu konakta tatlı sözleriyle herkesi kandıran gururlu bir kadın yaşarmış. Kadın, zenginliğini sergilemeyi ve genç insanları büyüleyici laflarla ağına düşürmeyi pek severmiş. Kasabaya yeni gelen dürüst ve akıllı bir genç, bu kadının namını kısa sürede duymuş. Genç adam, dış güzelliğin altında gizlenen gerçeği kendi gözleriyle görmek istemiş. Bir akşamüstü genç adam, altın işlemeli kapıyı çalarak konağın bahçesine adım atmış. Ev sahibi kadın, gence en ipeksi kumaşlarını ve parlak mücevherlerini sergilemiş.
Kadın, "Eğer bana sadık kalırsan, bu ihtişamlı hayatın tamamı senin olabilir," demiş. Genç adam gülümsemiş ama gözlerindeki durgun ve derin bakışı hiç kaybetmemiş. "Sözleriniz pırlanta gibi parlıyor fakat kalbinizin sesini duymak isterim," diye yanıt vermiş. Kadın onun saf bir av olduğunu sanarak tatlı vaatler sıralamaya devam etmiş. Ancak genç adam, torbasından sıradan bir tahta kutu çıkarıp masanın üzerine koymuş. "Bu kutunun içinde dünyadaki en değerli hazine saklıdır," diyerek kadının merakını uyandırmış. Kadın sabırsızlıkla kutuyu açmış ama içinde sadece kurumuş bir gül yaprağı görmüş.
Şaşkınlığa uğrayan kadın, "Bu değersiz yaprak mı senin hazinen?" diyerek öfkeyle haykırmış. Genç adam sakince, "Gerçek sevgi ve samimiyet zamanla solmaz, aksine anılaşır," demiş. Kadın, genci sadece malı ve parası için kandırmaya çalıştığını o an anlamış. Yalan üzerine kurulu gösterişinin, dürüst bir kalbin karşısında ne kadar boş olduğunu kavramış. Mahcup olan kadın başını öne eğmiş ve genç adam geldiği gibi sakince konaktan ayrılmış. Görünüşe ve tatlı sözlere kanmayan bilge yürekler, hilenin tuzağına asla düşmezler. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.