İnsanın Yaratılışı
Bir varmış bir yokmuş, yemyeşil vadilerin ötesinde, gökyüzüne dokunan kutsal bir dağın tepesinde bilge bir usta yaşarmış. Bu bilge usta, nemli toprağı ve berrak su damlalarını alarak yeni canlılar şekillendirmeyi çok severmiş. Bir gün nehir kıyısındaki yumuşak kırmızı çamuru toplamış ve uzun uzun düşünmüş. Dünyada koşup oynayacak, akıl yürütecek ve sevgiyi hissedecek özel bir varlık tasarlamak istemiş. Ellerindeki çamura sevgiyle şekil vererek ilk insanın bedenini büyük bir özenle yoğurmaya başlamış.
Çamurdan insan şekli yavaş yavaş ortaya çıktıkça çevredeki meraklı hayvanlar ustanın yanına toplanmış. Ormanın gururlu aslanı öne çıkarak ustaya merakla sormuş. "Ona benim kadar güçlü pençeler ve keskin dişler verecek misin?" Bilge usta gülümseyerek "Hayır, onun en büyük gücü keskin aklı ve merhametli kalbi olacak," demiş. Gökyüzünde süzülen hızlı kartal ise "Peki ona uçması için kocaman kanatlar verecek misin?" diye sormuş. Usta çamura son şeklini verirken kartala bakıp "O kanatlarıyla değil, hayalleriyle yükseklere uçacak," yanıtını vermiş.
Fakat insan heykeli henüz hareketsiz duruyor, cansız gözlerle gökyüzüne bakıyormuş. Bilge usta, bu güzel şekle yaşam vermek için doğanın tüm güçlerini yardıma çağırmış. Rüzgâr tatlı bir nefes üflemiş, güneş ise sıcacık ışığıyla toprağı kurutup canlandırmış. Heykel ansızın derin bir nefes almış ve gözlerini hayata sevgiyle açmış. İlk insan ayağa kalktığında, ne hayvanların pençesine ne de kuşların kanatlarına ihtiyaç duymuş.
Etrafına iyilikle bakmış ve dünyadaki tüm canlılarla dostça yaşamaya söz vermiş. Bilge usta, yarattığı bu özel varlığın kalbine düşünme ve sevme yeteneği koyduğu için gurur duymuş. İnsanı değerli kılan şey fiziki gücü değil, yüreğindeki merhamet ve aklındaki bilgeliktir. Ağaç meyvesinden, insan eserinden belli olur.
Ağaç meyvesinden, insan eserinden belli olur.