İnanmak ve İnanmamak
Bir varmış bir yokmuş, yemyeşil vadilerin ötesinde, altın sarısı yaprakların fısıldaştığı kadim bir orman varmış. Bu büyülü ormanda her söze çabucak inanan saf bir kurt ile her fısıltıdan şüphe eden bilge bir baykuş yaşarmış. Kurt, kulağına gelen her tatlı yalana kanar, ormanın huzurlu patikalarında sürekli hayaller kurarak gezermiş. Bilge baykuş ise ulu bir çınar ağacının dalından etrafı izler, gerçeğin izini sürmekten asla vazgeçmezmiş. Günün birinde kurnaz tilki, bu saf kurdun aklını çelmek için parlak bir plan hazırlamış. Tilki, kurdun yanına yaklaşarak vadinin arkasındaki nehirde tatlı bal derelerinin aktığını söylemiş.
Saf kurt, gözleri ışıldayarak bu tatlı masala hemen inanmış ve nehre doğru koşmaya karar vermiş. Ağacın dalındaki bilge baykuş, sakince süzülerek kurdun önüne konmuş ve onu uyararak durdurmuş. Baykuş, nehirde bal değil, avcıların kurduğu tehlikeli tuzakların bulunduğunu vurgulamış. Ancak kurt, gerçeğin acı uyarısına kulak asmayıp baykuşun sözlerine bir türlü inanmak istememiş. Tilkinin sunduğu cazip yalana sarılmak, ona baykuşun gösterdiği somut gerçekten daha tatlı gelmiş. Kurt, baykuşun dostane tavsiyesini kibirle reddedip nehre doğru hızla koşmaya devam etmiş.
Kurnaz tilki ise kenara çekilip kıkırdayarak bu saflığı keyifle izlemeye başlamış. Kurt nehir kıyısına vardığında, bal yerine kendisini bekleyen keskin avcı ağının içine düşmüş. Yalanın peşinden koşmanın ağır bedelini ödeyen kurt, çırpındıkça ağın düğümlerine daha çok dolanmış. Uzaklardan kendisini izleyen baykuş, merhamet edip gaga darbeleriyle ipi keserek kurdu zorlukla kurtarmış. Kurt, nehre batan hayallerine ve kendi cahilliğine bakarak yaptığı hatayı acıyla anlamış. O günden sonra saf kurt, tatlı yalanlara körü körüne inanmak yerine acı gerçekleri dinlemeyi öğrenmiş. İnsan, duymak istediği tatlı yalanlara değil, kendisini koruyan acı gerçeklere inanmalıdır. Yalancının ipiyle kuyuya inilmez.
Yalancının ipiyle kuyuya inilmez.