İki Asker ve Hırsız
Güneşin ışıl ışıl parıldadığı sıcak bir yaz gününde, iki eski asker uzun bir yolculuğa çıkmıştı. Biri her fırsatta ne kadar korkusuz olduğunu anlatıyor, kılıcıyla gölgeleri bile tehdit ediyordu. Diğeri ise sessizce yoluna devam ediyor, yoldaşının bu böbürlenmelerini tebessümle dinliyordu. Yolculuk ilerledikçe, ulu çam ağaçlarının gölgelediği karanlık ve tekinsiz bir geçide ulaştılar. Rüzgâr yaprakların arasında uğuldarken, çevredeki garip sessizlik tecrübeli askerlerin dikkatini çekti. Aniden çalıların arasından yüzü sarılı, elinde keskin bir balta olan heybetli bir hırsız fırladı.
Hırsız kükreyerek üzerlerine doğru koşmaya başlayınca, kendini öven asker dehşetle geriye sıçradı. "Beni koruyacağına söz vermiştin!" diye bağırdı sessiz asker, fakat arkadaşı çoktan kaçmaya başlamıştı. Korkak asker arkasına bile bakmadan yakındaki yüksek bir ağacın arkasına saklandı. Yalnız kalan cesur asker ise soğukkanlılıkla kılıcını çekti ve hemen savunma pozisyonu aldı. Hırsızın ilk sert darbesini ustalıkla savuşturduktan sonra hızlı bir hamleyle adamı etkisiz hale getirdi. Tehlike tamamen geçip hırsız kaçtıktan sonra, saklanan asker saklandığı yerden yavaşça çıktı.
Kılıcını büyük bir hırsla kınından çekerek sanki savaşa giriyormuş gibi haykırmaya başladı. "O hayduda gününü gösterecektim, sadece bana fırsat vermeden kaçıp gitti!" diye böbürlendi korkak olanı. "Sen sadece yanımda dursaydın, ikimizin gücüyle onu tamamen yok ederdik!" diye ekledi cesurca. Sakin olan asker kılıcındaki tozu temizledi ve yoldaşına acı bir tebessümle baktı. "Güzel sözlerini beni tanımayan insanlara anlat ki belki sana inanırlar," dedi sakince. "Çünkü ben senin ne kadar korkak olduğunu ve tehlike anında nasıl kaçtığını gözlerimle gördüm." Zor zamanlarda söylenen boş laflar, gerçek cesaretin yerini asla tutamaz. Aynası iştir kişinin lafına bakılmaz.
Aynası iştir kişinin lafına bakılmaz.