Horoz ve Tilki
Bir varmış bir yokmuş, yemyeşil vadilerin ötesindeki meyve bahçelerinde alımlı bir horoz yaşarmış. Bu horoz, her sabah güneş doğarken attığı çığlıklarla tüm orman sakinlerini neşeyle uyandırırdı. Ormanın kuytu köşelerinde yaşayan kurnaz bir tilki ise uzun zamandır bu kuşun peşindeydi. Kurnaz tilki, her gün ağaçların arkasına gizlenerek horozun bir anlık dalgınlığını sabırla beklerdi. Rüzgarın tatlı tatlı estiği günlerde bile avını yakalamak için fırsat kollamaktan asla vazgeçmezdi. Ilık bir sonbahar sabahı, gururlu horoz alçak bir çit üstünde yem aramakla meşguldü.
Çalıların arasından aniden fırlayan tilki, çevik bir hareketle horozu keskin dişlerinin arasına aldı. Can havliyle çırpınan horoz, tilkinin ağzında sürüklenirken zihninde hemen bir kurtuluş planı tasarladı. Tam o sırada yakındaki köylüler ellerinde sopalarla tilkinin peşinden koşmaya ve bağırmaya başladılar. Horoz, tilkinin kulağına doğru eğilerek sakin ve ikna edici bir ses tonuyla fısıldadı. "Bana bak dostum, bu köylüler senin avını kıskandıkları için arkamızdan bağırıp duruyorlar." "Onlara dönüp 'Bu horoz artık benimdir, kendi işinize bakın' diye bağırsana!"
Tilki, horozun bu akıllıca görünen fikrini çok beğendi ve kibirle dolup taştı. Kurnaz tilki köylülere seslenmek için ağzını kocaman açtığı anda, horoz fırsatı anında değerlendirdi. Ağızdan sıyrılan horoz, kanatlarını hızla çırparak yakındaki yüksek bir çınar ağacının dalına kondu. Tilki yaptığı büyük hatayı anlayıp pişmanlıkla yukarı bakarken horoz güvenli dalda neşeyle ötmeye başladı. Aklını ve cesaretini kullanan zeki kuş, kendisini avlamak isteyen kurnaz tilkiyi mat etmişti. Tilki ise aç karnı ve mahcup yüzüyle ormanın derinliklerine doğru sessizce uzaklaşmak zorunda kaldı. Zor durumlar karşısında soğukkanlılığını koruyup aklını kullananlar, en büyük tehlikelerden bile kolayca kurtulurlar. Son pişmanlık fayda etmez.
Son pişmanlık fayda etmez.