Hırsız ve Hancı
Evvel zaman içinde, serin suların aktığı eski bir orman kenarında küçük bir han vardı. Bu hanın neşeli ve çalışkan hancısı, misafirlerine her zaman lezzetli çorbalar ikram ederdi. Güneşli bir akşamüstü, kurnaz bir hırsız konaklamak için bu şirin hana geldi. Hırsızın gözü, hancının üzerindeki ipek işlemeli yeni ve pahalı paltoya takıldı. Bu güzel paltoyu ele geçirmek için hemen aklına kurnazca bir plan geldi.
Hırsız, hanın kapısının önündeki ahşap bir sandalyeye oturup beklemeye başladı. Hancı yanına gelince hırsız abartılı bir şekilde esnemeye ve ulumaya başladı. Hancı şaşkınlıkla, "Neden böyle garip sesler çıkarıyorsun dostum?" diye sordu. Kurnaz hırsız derin bir iç çekerek korkutucu bir ses tonuyla cevap verdi. "Benim üzerimde çok tehlikeli ve büyüleyici bir lanet var," dedi hırsız. "Üç kez üst üste esnediğimde vahşi bir kurda dönüşürüm," diye ekledi. "Şimdiye kadar iki kez esnedim ve üçüncüsü hemen gelmek üzere," dedi.
Hırsız tekrar esneyip bir kurt gibi uluyunca hancının yüreği korkuyla doldu. Dehşete düşen hancı, canını kurtarmak için hemen içeriye doğru koşmaya başladı. Koşarken üzerindeki değerli paltoyu yere düşürdüğünün farkına bile varmadı. Kurnaz hırsız hemen yerden paltoyu alıp hızlı adımlarla ormanın derinliklerinde kayboldu. Hancı kapıyı kilitleyip dışarı baktığında, ne kurdu ne de değerli paltosunu görebildi. Aldatıldığını anlayan hancı, safça her söze inandığı için çok pişman oldu.
Yalan sözlere kolayca kanan insanlar, ellerindeki değerli şeyleri çabuk kaybederler. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.