Tüm hikayeler

Hermes ve İki Kadın

Seviye B2 · 253 kelime

Hermes ve İki Kadın

Evvel zaman içinde, zeytin ağaçlarının gölgesinde parıldayan şirin bir dağ köyü varmış. Bu köyde mütevazı ve güleryüzlü Ayla ile mağrur ve zengin Berna yan yana yaşarmış. Ayla elindeki azıcık ekmeği herkesle paylaşan, yüreği sevgi dolu iyiliksever bir kadınmış. Berna ise sadece kendi çıkarını düşünen, gösterişli takılarıyla övünen kibirli birisiymiş. Günlerden bir gün tanrı Hermes, fani kılığına girerek bu iki kadının samimiyetini sınamak istemiş. Yorgun bir gezgin kılığındaki Hermes, ilk önce Berna’nın görkemli konağının kapısını çalmış. Berna kapıyı açıp karşısında üstü başı tozlu bir yabancı görünce hemen yüzünü ekşitmiş.

Gezgin tatlı bir sesle, "Çok uzaklardan geldim, bir yudum su ve biraz aş verir misiniz?" diye sormuş. Zengin kadın gururla, "Benim gibi soylu birinin kapısını boş yere meşgul etme!" diyerek kapıyı sertçe kapatmış. Hermes ardından Ayla’nın mütevazı ahşap kulübesine doğru yürümüş ve kapısını çalmış. Ayla misafiri görünce büyük bir nezaketle gülümsemiş ve onu içeri davet etmiş. Masadaki tek somun ekmeği ve sıcak çorbayı hiç tereddüt etmeden yabancının önüne koymuş. "Sofram küçük ama gönlüm geniştir, lütfen karnınızı doyurun," diyerek misafirini içtenlikle ağırlamış. Hermes yemeğini bitirdikten sonra birdenbire göz alıcı bir ışık saçarak gerçek kimliğini ortaya çıkarmış.

Cömert kadının bu içten davranışı karşısında derin bir memnuniyet hissetmiş. Ayla’nın mütevazı kulübesini ışıldayan altınlarla ve hiç tükenmeyen bereketli bir sofrayla ödüllendirmiş. Açgözlü Berna ise pencereden bu mucizevi olayı görünce pişmanlıkla dışarı fırlamış. Ancak Hermes ona dönerek, "Gerçek zenginlik malda değil, temiz ve cömert bir yürektedir," demiş. Büyülü bir rüzgâr eşliğinde oradan uzaklaşırken Berna kibiriyle baş başa kalmış. İnsanların gerçek değeri sahip oldukları servetle değil, kalplerindeki cömertlikle ölçülür. Ne ekersen onu biçersin.

Ne ekersen onu biçersin.