Tüm hikayeler

Fare ile İstiridye

Seviye B2 · 237 kelime

Fare ile İstiridye

Evvel zaman içinde, masmavi denizlerin köpürdüğü ıssız bir kumsalda küçük ve meraklı bir tarla faresi yaşardı. Taze otların kokusundan sıkılan bu fare, deniz kıyısındaki bilinmeyen lezzetleri keşfetmek istiyordu. Bir sabah martıların neşeli çığlıkları eşliğinde sahilde uzun bir gezintiye çıktı. Altın sarısı kumsalda yürürken güneşin altında parıldayan garip bir nesne dikkatini çekti. Yaklaştıkça bu nesnenin deniz dalgalarının karaya vurduğu kocaman bir istiridye olduğunu anladı.

İstiridye, ılık güneş ışığının tadını çıkarmak için kabuklarını ardına kadar açmıştı. İçindeki yumuşak ve etli doku, acıkmış olan küçük farenin iştahını kabarttı. Fare, kendi kendine, "Bu deniz canlısı ne kadar da savunmasız görünüyor," diye fısıldadı. İstiridyeye doğru birkaç adım daha atıp burnunu kabukların arasına uzattı. "Sadece küçük bir parça tadacağım," diyerek kendinden emin bir şekilde gülümsedi. Ancak istiridye, farenin nefesini hissettiği anda büyük bir tehlike sezip kendini koruma içgüdüsüyle harekete geçti.

Sert ve kalın kabuklar büyük bir gürültüyle şak diye kapandı. Meraklı fare, kafasını bu çelikten farksız kıskacın arasından sıkışıp kalmaktan kurtaramadı. "İmdat, ne olur aç kabuklarını!" diye çaresizce bağırdı fare. Fakat istiridye, yabancı düşmanını bırakmamakta ve kabuklarını sıkı sıkıya kapalı tutmakta kararlıydı. Fare ne kadar çırpınsa ve kuyruğunu sallasa da sert kabukları esnetmeyi başaramadı.

Dışarıdan bakıldığında sessiz ve zararsız duran bu deniz canlısı, fareye ömrünün en büyük tuzağını kurmuştu. Açgözlülüğünün ve tedbirsizliğinin kurbanı olan fare, sahilin ıssızlığında tek başına sıkışıp kaldı. Güneş batarken küçük fare, görünüşe aldanmanın bedelini çok ağır bir şekilde ödedi. Açgözlülükle hareket edip tehlikeyi küçümseyenler, kendi dikkatsizliklerinin tuzağına mahkûm olurlar. Kendi düşen ağlamaz.

Kendi düşen ağlamaz.