Ezop ve Yazar
Bir varmış bir yokmuş, erguvan ağaçlarının gölgesinde saklı eski bir Ege kasabasında bilgeliğiyle tanınan Ezop yaşarmış. İnsanlar derin sohbetler etmek ve kıymetli öğütler almak için onun mütevazı kulübesini sık sık ziyaret edermiş. Bir gün, kendini büyük bir yazar sanan kibirli bir adam, heybesinde kalın rulo kağıtlarla çıkagelmiş. Yazar, günlerce uğraşarak yazdığı upuzun hikayesini bilgeye okuyup onun hayranlığını kazanmayı hedefliyormuş. Ezop ise bahçesindeki zeytin ağacının altına oturmuş, güler yüzle bu meraklı misafirini selamlamış. Yazar hiç vakit kaybetmeden süslü kelimelerle dolu metnini yüksek sesle okumaya başlamış. Saatler geçtikçe güneş tepeye tırmanmış, fakat bitmek bilmeyen hikaye bilgenin sabrını zorlamaya başlamış.
Metinde ne derin bir anlam ne de dinleyene huzur veren güzel bir fikir varmış. Genç adam sık sık durup, "Nasıl ama bilge dostum, üslubum harika değil mi?" diye soruyormuş. Ezop sabırla başını sallayarak dinlemeye ve gözlerini masmavi gökyüzüne dikmeye devam etmiş. Sonunda yazar binbir emekle yazdığı yüzlerce sayfayı bitirip büyük bir gururla göğsünü kabartmış. "Bu kadar uzun ve görkemli bir eseri daha önce hiç dinlemediğine eminim," diyerek övünmüş. Ardından bilgeye yaklaşarak, "Şimdi söyle bakalım, bu muazzam masalımda eksik olan şey nedir?" diye sormuş. Ezop derin bir nefes alarak yerinden kalkmış ve kuruyan boğazını hafifçe temizlemiş.
Yazarın heyecanlı gözlerine bakıp tebessüm ederek sakin bir sesle konuşmaya başlamış. "Yazdığın hikaye gerçekten çok uzun ve bıkmadan okudun," demiş bilge Ezop. "Ancak unutmuşsun ki, boş başakların boynu dik olur ama içinde tek bir buğday tanesi bulunmaz." "Metninde tonlarca süslü kelime var fakat kalbe dokunan tek bir gerçek anlam bile yok." Kibirli yazar bu sözler karşısında ne diyeceğini bilemeyerek kağıtlarını utanç içinde heybesine saklamış. Sözün değeri uzunluğunda değil, taşıdığı hikmetin derinliğindedir. Söz var gelip geçer, söz var delip geçer.
Söz var gelip geçer, söz var delip geçer.