Eş Arayan Fare
Evvel zaman içinde, serin suların aktığı eski bir orman kenarında küçük ama gururlu bir tarla faresi yaşardı. Bu fare, dünyadaki en güçlü varlıkla evlenip görkemli bir yuva kurmayı kafasına koymuştu. Altın sarısı tüyleri güneşte parıldar, sivri burnu daima yükseklerdeki ihtişamı arardı. Nihayet bir sabah erkenden yola koyularak gökyüzünün en güçlüsünü bulmak üzere uzun bir yolculuğa çıktı. Başını yukarı kaldırıp ışıl ışıl parlayan güneşe seslendi: "Ey ulu güneş, sen dünyadaki en güçlü varlıksın, benimle evlenir misin?" Güneş gülümsedi ve, "Benden daha güçlüsü var, bak şu kapkara bulut önüme geçip ışığımı kapatabiliyor," dedi.
Küçük fare hemen süratle heybetli buluta koştu ve ona aynı teklifi iletti. Bulut gürleyen sesiyle, "Benden güçlüsü sert esen rüzgardır, beni dilediği tarafa savurur," diye yanıt verdi. Bunun üzerine fare, esip gürleyen rüzgarın peşine düşüp ona sevgisini sundu. Rüzgar ise uğultuyla, "Benim gücüm şu yüce dağa yetmez, o benim önümde sarsılmaz bir sur gibi durur," dedi. Tırmandığı heybetli dağın tepesine ulaşan fare, gururla dağdan kendisiyle evlenmesini istedi. Yüce dağ derin bir iç çekerek, "Ben rüzgara direnirim ama bağrımı oyan küçük bir fareye engel olamam," dedi.
Bu sözleri duyan küçük fare, aradığı üstün gücün aslında kendi soyunda olduğunu anlayınca şaşkınlıkla donakaldı. Kendi küçücük bedeninin koca bir dağı dize getirebileceğini idrak etmek onun kibirini tamamen yok etti. Tepeden aşağıya neşeyle koşarak kendi vadisine döndü ve orada mütevazı bir tarla faresiyle tanıştı. İki küçük fare, sadakat ve sevgi dolu sıcacık bir yuvada mutlu bir ömür sürmeye başladılar. Kendi değerini uzakta arayan kişi, hakiki gücün ve huzurun kendi özünde saklı olduğunu nihayet kavrar. Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.
Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.