Emanetçi ve Yemin Tanrısı
Evvel zaman içinde, serin suların aktığı eski bir orman kenarında küçük bir kasaba vardı. Bu şirin kasabada herkes birbirine çok güvenir ve huzur içinde yaşardı. Kasabanın zengin tüccarı, bir gün yakın arkadaşına çok değerli bir altın kese verdi. Güvenilir görünen bu arkadaş, altınları büyük bir gizlilikle evinde sakladı. Tüccar uzun bir yolculuğa çıktı ve altınlarını arkadaşına emanet etti. Aylar sonra zengin tüccar yolculuktan döndü ve arkadaşının yanına gitti.
"Emanet verdiğim altın kesesini geri almak istiyorum," dedi. Fakat hırslı adam altınları geri vermek istemedi ve yalan söyledi. "Sen bana hiç emanet altın vermedin," diyerek arkadaşını kandırmaya çalıştı. İki adam anlaşamadı ve adaleti sağlamak için Yemin Mabedi'ne gitti. Hırslı adam mabetteki Yemin Tanrısı önünde yalan yere yemin edecekti. Bencil adam tanrının önünde "Altınları almadım," diye yüksek sesle bağırdı.
Aniden mabedin içinde karanlık gölgeler belirdi ve rüzgar şiddetle esti. Yemin Tanrısı öfkeyle ortaya çıktı ve yalancı adama doğruluk dersi verdi. Tanrı yalancı adamı cezalandırdı ve altın kesesini gerçek sahibine geri verdi. Hırslı adam yaptığı büyük hatayı anladı ama artık çok geç kalmıştı. Kasaba halkı bu olaydan sonra adaletin gücünü bir kez daha gördü. Emanete hıyanet eden insan, en sonunda kendi kazdığı kuyuya düşer. Yalanın mumu yatsıya kadar yanar.
Yalanın mumu yatsıya kadar yanar.