Deve Kuşu
Bir varmış bir yokmuş, altın sarısı kumların uzandığı geniş bir düzlükte kurnaz bir deve kuşu yaşarmış. Bu deve kuşu, renkli tüyleri ve uzun bacaklarıyla diğer tüm hayvanların dikkatini çekermiş. Ancak çalışmayı hiç sevmez, zor bir iş gördüğünde hemen oradan uzaklaşmanın yolunu ararmış. Bölgedeki hayvanlar ise her mevsim başında toplanıp kışlık yiyecek hazırlığı yaparlarmış. Kuşlar yükseklerden meyve toplar, karadaki hayvanlar ise ağır yükleri taşırmış.
Bir gün bilge kartal yanına gelip, yüksek ağaçlardaki meyveleri toplamak için ondan yardım istemiş. Deve kuşu uzun bacaklarını toprağa basarak, ben bir kuş değilim ki, kocaman bir deveyim demiş. Kartal bu cevaba şaşırmış ve diğer kuşlarla birlikte gökyüzüne doğru uçup gitmiş. Biraz sonra güçlü bir deve yanına gelmiş ve ağır çuvalları taşımasına yardım etmesini söylemiş. Kurnaz deve kuşu bu kez kanatlarını çırparak, ben yük taşıyamam, çünkü bir kuşum demiş. Deve onun bu bahanelerine çok kızmış ve yalnız başına oradan uzaklaşmış.
Deve kuşu ise iş yapmamak için herkesi kandırdığını sanıp kendi kendine sevinmiş. Akşam olduğunda hayvanlar büyük bir masa kurup topladıkları lezzetli yiyecekleri yemeye başlamışlar. Acıkan deve kuşu da neşeyle sofraya yaklaşmış ve kendisine bir tabak yiyecek istemiş. Ancak hayvanlar ona bakarak, sen ne yük taşıdın ne de meyve topladın demişler. Sorumluluktan kaçan birinin bu güzel sofrada yeri olmadığını ona nazikçe söylemişler. Tüm gün tembellik eden kurnaz deve kuşu, utanç içinde başını öne eğip oradan ayrılmış.
İşine geldiği gibi davranıp sorumluluktan kaçanlar, sonunda yalnız kalmaya mahkûmdurlar. Emek olmadan yemek olmaz.
Emek olmadan yemek olmaz.