Çoban ve Genç Kurtlar
Evvel zaman içinde, serin suların aktığı eski bir orman kenarında genç bir çoban yaşardı. Bu çoban her gün beyaz koyunlarını yeşil çayırlarda otlatır, kavalını tatlı tatlı çalardı. Güneşli bir bahar gününde, dağ yolunda iki küçük kurt yavrusu buldu. Minik yavrular çok soğukta kalmıştı ve yalnız başlarına titriyorlardı. Çoban onlara kıyamadı ve yavruları yumuşak çantasına koyup evine götürdü. Çoban yavrulara her sabah taze süt verdi ve onları sevgiyle büyüttü.
Kendi kendine, "Bu kurtlar büyüyecek ve sürüme bekçilik yapacak," diye düşündü. Aylar geçti, sevimli küçük yavrular kocaman ve güçlü birer kurt oldu. Köyün yaşlı insanları çobanı uyardı fakat çoban onları hiç dinlemedi. "Onlar bana alıştı, benim koyunlarıma asla zarar vermezler," diyordu. Ancak bir gün çoban kasabaya gitti ve kurtlar ağılda yalnız kaldı. Vahşi kurtlar koyunları gördü ve içlerindeki avcılık hissi uyanıverdi.
Kurtlar bir anda çobanın en semiz koyunlarına saldırdı. Akşamüstü eve dönen çoban, gördüğü manzara karşısında büyük bir şok yaşadı. Koyunlarının çoğu gitmişti ve kurtlar ormana doğru kaçıyordu. Çoban başını ellerinin arasına aldı ve yaptığı büyük hatayı anladı. Vahşi bir hayvan ne kadar büyütülürse büyütülsün, özünü asla unutmazdı.
Kötü huylu kimselere iyilik etmek, kendine zarar vermekten başka bir işe yaramaz.
Besle kargayı, oysun gözünü.
Besle kargayı, oysun gözünü.