Bülbül ve Doğan
Evvel zaman içinde, serin suların aktığı eski bir ormanın derinliklerinde tatlı sesli bir bülbül yaşarmış. Bu bülbül, her sabah yüksek bir meşe dalına konar ve ormanın sakinlerine en güzel şarkılarını söylerdi. Ancak gökyüzünün yükseklerinde, keskin gözleriyle avını arayan heybetli bir doğan süzülmekteydi. Ormandaki küçük kuşlar, bu güçlü avcının gölgesini gördüklerinde korkuyla yaprakların arasına saklanırlardı. Sevimli bülbül ise şarkısına daldığı için yaklaşan tehlikenin farkına varamamıştı. Aniden yukarıdan süzülen doğan, güçlü pençeleriyle çaresiz bülbülü sıkıca yakaladı.
Küçük kuş, acı içinde çırpınarak kendisini serbest bırakması için doğana yalvarmaya başladı. "Lütfen beni yeme, benim küçücük bedenim senin karnını doyurmaya yetmez," dedi bülbül. "Beni bırakırsan sana ormanın en lezzetli ve en büyük kuşlarının yerini gösterebilirim." Doğan, pençesindeki titreyen kuşa soğuk ve sinsi bir bakış fırlattı. "Şu an elimde olan küçük bir av, gelecekteki büyük bir masaldan daha değerlidir," diye cevap verdi. Bülbül, aklını kullanarak avcıyı ikna etmek için son bir gayretle konuşmayı sürdürdü.
"Fakat ben sana her gün neşeli şarkılar söyler, ruhunu dinlendiririm," diyerek şansını zorladı. Mağrur doğan ise kararından vazgeçmeyerek avını daha da sıkı kavradı. Doğan, küçük bülbülün tatlı sözlerine kulak asmadan onu bir lokmada yutmaya karar verdi. Zayıf vaatlerin peşinden koşarak elindeki garantili kısmetini kaybetmeye hiç niyeti yoktu. Çaresiz kalan bülbül, avcının kararını değiştiremeyeceğini anlayınca derin bir sessizliğe büründü. Doğan, akşam yemeğini garantilemiş olmanın huzuruyla yüksek kayalıklardaki yuvasına doğru havalandı. Gelecekteki belirsiz kazançlar uğruna eldeki somut imkânları terk etmek insanı hüsrana uğratır. Eldeki serçe, çalıdaki güvercinden iyidir.
Eldeki serçe, çalıdaki güvercinden iyidir.