Budala ve Kalbur
Evvel zaman içinde, rengârenk çiçeklerin koktuğu şirin bir derenin kenarında Keloğlan adında meraklı bir genç yaşardı. Keloğlan iyi kalpli biriydi fakat aklına ilk gelen düşünceyle hemen harekete geçerdi. Bir yaz sabahı, pırıl pırıl akan dereden ahşap evine su taşımaya karar verdi. Mutfağa koşup eline geçen ilk aracı, yani un elerken kullandıkları delikli kalburu kapıverdi. Kalburun deliklerini hiç umursamadan, neşeyle şarkılar söyleyerek derenin yolunu tuttu.
Serin derenin kenarına varınca kalburu coşkuyla berrak suya daldırdı. Kalburu hızla sudan çıkardığında, suyun deliklerden süzülüp şıpır şıpır aktığını gördü. "Herhalde yeterince hızlı koşamadığım için su dökülüyor," diye düşündü Keloğlan. Yeniden kalburu doldurdu ve var gücüyle eve doğru koşmaya başladı. Ancak sadece birkaç adım attıktan sonra kalburun tamamen boşaldığını fark etti. O sırada yolun kenarındaki yaşlı bir bilge, Keloğlan’ın bu çabasını tebessümle izliyordu.
Bilge adam yanına yaklaşarak, "Evlat, boşuna nefesini tüketiyorsun," dedi. Keloğlan inatla, "Biraz daha hızlı koşarsam suyu eve ulaştırabilirim," diye karşılık verdi. Gün boyunca defalarca denedi ama her defasında elinde sadece ıslak bir kalbur kaldı. Güneş batarken Keloğlan yorgunluktan dizlerinin üzerine çöktü ve nihayet gerçeği anladı. Bilge adam, ona sağlam bir ahşap kova uzatarak nazikçe gülümsedi.
"Akıl, doğru aracı seçtiğin zaman işe yarar," diyerek Keloğlan'a ders verdi. Keloğlan kovanın içine suyu doldurdu ve tek bir damla bile dökmeden evine ulaştı. Yanlış yöntemle harcanan emeğin hiçbir sonuç vermeyeceğini böylece anlamış oldu. Aklını ve doğru araçları kullanmayan insan, ne kadar çabalarsa çabalasın emeğini boşa harcar. Kalburla su taşınmaz.
Kalburla su taşınmaz.