Balıkçı ve Ahtapot
Bir varmış bir yokmuş, masmavi denizlerin kıyısında şirin mi şirin bir balıkçı köyü varmış. Bu köyde kendi hâlinde yaşayan, kalbi sevgi dolu ihtiyar bir balıkçı dururmuş. Her sabah erkenden küçük ahşap teknesiyle denize açılır, nasibini rüzgârdan ararmış. Yine böyle güneşli bir günde, oltasını derin ve serin sulara yavaşça bırakmış. Deniz bugün çok sakindi ancak oltası aniden ağırlaşmaya ve hızla çekilmeye başlamış.
İhtiyar balıkçı büyük bir heyecanla ağlarını çekince şaşkınlıktan gözleri kocaman açılmış. Oltanın ucunda sekiz kollu, zeki bakışlı kocaman bir ahtapot duruyormuş. Ahtapot insan gibi konuşarak, "Lütfen beni özgür bırak ihtiyar balıkçı," demiş. "Eğer canımı bağışlarsan sana denizin altındaki en tatlı kısmetlerin yerini gösteririm." Balıkçı bu akıllı yaratığa kıyamamış ve onu nazikçe serin sulara geri bırakmış. Ahtapot derinlere dalmadan önce, "Yarın köpüklü kayalıkların yanına gel," diye fısıldamış.
Ertesi gün balıkçı denilen yere gittiğinde ahtapot onu neşeyle karşılamış. Ahtapot kollarıyla işaret ederek ona gümüş renkli balıkların yüzdüğü gizli yeri göstermiş. Balıkçı o gün teknesini lezzetli balıklarla doldurmuş ama sadece ihtiyacı kadarını almış. Kalan balıkları denize bırakıp ahtapota teşekkür ederek köyüne mutlu bir şekilde dönmüş. Bu iyiliği sayesinde balıkçı bir daha hiç açlık ve darlık yüzü görmemiş. Akıllı ahtapot ile ihtiyar balıkçı yıllarca denizin en yakın iki dostu olmuşlar.
Doğaya ve canlılara gösterilen merhamet, insana her zaman bolluk ve huzur getirir. İyilik eden iyilik bulur.
İyilik eden iyilik bulur.