Tüm hikayeler

Ahırda Büyüyen Köylü

Seviye C1 · 248 kelime

Ahırda Büyüyen Köylü

Evvel zaman içinde, serin suların aktığı eski bir orman kenarında, köylülerden uzakta küçük bir ahır vardı. Bu ahırda, dünyadan habersiz, akıllı fakat kaba saba yetişmiş Yağız adında genç bir delikanlı yaşardı. Hayatını sadece ineklerin sütünü sağarak ve saman taşıyarak geçirdiği için saray terbiyesinden tamamen uzaktı. Bir gün ülkenin meraklı hükümdarı, bu ilginç köylüyü sarayına davet edip sınamaya karar verdi. Kral, incelikten yoksun bu gencin soylular arasında nasıl davranacağını görmek istiyordu. Altın yaldızlı büyük salona adım atan Yağız, şaşaalı avizelere ve süslü elbiselere hayretle baktı.

Görkemli ziyafet masasına oturtulduğunda, gümüş çatal bıçakları yana itip yemeği elle yemeye başladı. Saray mensupları bu kaba davranışlar karşısında bıyık altından gülüşerek onu küçümsediler. Kral tebessüm ederek sordu: "Söyle bakalım delikanlı, bizim sarayımızı nasıl buldun?" Yağız cevabında gecikmedi: "Hünkarım, tavanınız çok yüksek ama ahırımdaki samanın kokusu buradan daha samimi." Ardından masa üzerindeki pahalı porselen tabağı göstererek, "Bu kap süslü ama süt tutmaz," dedi. Vezir hiddetle araya girdi: "Saray kurallarını bilmeyen bu görgüsüz adamı derhal dışarı atın!"

Ancak Yağız hiç istifini bozmadan, çantasından çıkardığı taze çömlek peynirini krala uzattı. Kral, gencin uzattığı sade ama lezzetli peynirden bir parça tadınca derin bir sessizlik oldu. Saraydaki yapay süslerin yanında bu katıksız lezzet, hükümdara halkın gerçek emeğini hatırlatmıştı. Hükümdar, gösterişli saray erkanına dönerek köylü gencin dürüstlüğünü ve sadeliğini övdü. Yağız ise şatafatlı saray unvanlarını reddedip, huzur bulduğu ahırına dönmeyi tercih etti. Böylece kral, gerçek erdemin dış görünüşte değil, insanın içindeki samimiyette olduğunu anladı. Samimiyetten uzak şatafat, katıksız bir sadeliğin sunduğu huzuru asla veremez. Altın leğenin kan kusana bir faydası yoktur.

Altın leğenin kan kusana bir faydası yoktur.